YOZGAT'I ÖZETLEYEN BU ÇOK DEĞERLİ MADDEYİ MUTLAKA OKUYALIM

YOZGAT'I ÖZETLEYEN BU ÇOK DEĞERLİ MADDEYİ MUTLAKA OKUYALIM

YOZGAT

İç Anadolu bölgesinin Orta Kızılırmak bölümünde Ankara-Sivas karayolu üzerinde yer alır. XVIII. yüzyılda kurulup gelişen şehir XVI. yüzyıl ortalarından itibaren Osmanlı kayıtlarında köy şeklinde zikredilir. Yozgat’ın içinde bulunduğu yöre Cumhuriyet devrine kadar Bozok vilâyeti diye anılmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi birinci dönem milletvekillerinden Süleyman Sırrı’nın (İçöz) 25 Haziran 1927 tarihli teklifi üzerine sancak merkezi yapılan Yozgat, vilâyetin adı olarak da tescil edilmiştir (TBMM, Zabıt Ceridesi, c. 33, s. 681). Bu sebeple Yozgat’ı Cumhuriyet öncesi dönemde livâ olan Bozok’tan ayrı ele almak mümkün değildir. Bozok adı, bölgeye XV. yüzyılın ortalarından itibaren gelip yerleşen Oğuzlar’ın Bozok kolundan gelir. Yozgat adının kökeni ise tartışmalıdır ve Anadolu’da aynı adı taşıyan beş kadar köy vardır. Çapanoğulları’nın bölgeye yerleşmesinden sonra yürüttükleri imar faaliyeti ve kurulan vakıflar sayesinde şehir niteliği kazanan Yozgat, sancağın ve bölgenin ekonomik, sosyal ve kültürel merkezi haline gelmiş, Anadolu’da Osmanlı döneminde doğrudan Türkler tarafından kurulan ve geliştirilen bir şehir niteliği taşımasının yanı sıra bir âyan kenti olarak da öne çıkmıştır.

Yozgat yöresi İlkçağ’lardan beri çeşitli kültür ve medeniyetlere mekân olmuştur. Milâttan önce 3000’lere kadar uzanan yerleşim tarihine Alişar, Alacahöyük, Kerkenes, Çengeltepe ve Tavium/Atvium (günümüzdeki Büyüknefes köyünün yerinde) gibi yerlerde bulunan kalıntı ve harabeler tanıklık eder. Milâttan önce 2000’lerden itibaren Hititler, 1200’lerde Frigler ve VI-IV. yüzyıllarda Kimmerler yörede hâkimiyet kurdu. Yöre daha sonra Galatlar’ın ve Persler’in egemenliğine girdi, milâdî yılların başından itibaren de Roma topraklarına dahil edildi. Roma döneminde bugünkü Sarıkaya ilçe merkezinde inşa edilen ve bir kısmı ayakta kalan hamam yapıları çevrenin önemine işaret eder. VII. yüzyılda Bizans’ın Kharsianon temasına dahil edilen Yozgat yöresinde ticaret yollarındaki değişim ve bölgenin zorlu coğrafî şartları sebebiyle belirgin bir şehir merkezi teşekkül etmedi ve nüfus da azaldı.

Malazgirt Muharebesi’nden sonra Yozgat yöresi de Türkler’in egemenliğine girdi ve yöre yeniden canlılık kazanmaya başladı. Türkler’in devam ettirdikleri konar göçer hayat tarzına elverişli bir coğrafyaya sahip bulunan Yozgat yöresi Dânişmendli ve Anadolu Selçukluları döneminde kısmen önem kazandı. Bölgedeki siyasî hâkimiyet önceleri Dânişmendliler’in elindeyken 1174’ten sonra Anadolu Selçukluları’na geçti. Bu devirde mâmur olan Muşallim Kalesi daha sonra terkedildi. Yine aynı dönemde kurulan Emirci Sultan Zâviyesi bölgenin Türk dönemine ait bilinen ilk sivil yerleşim birimidir. Zâviye, adını Babaî İsyanı’na katılan Yesevî-Babaî şeyhi Emirci Sultan’dan alır. Emirci Sultan I. İzzeddin Keykâvus, I. Alâeddin Keykubad ve II. Gıyâseddin Keyhusrev dönemlerinde o zaman Dânişmendiye vilâyeti sınırları içinde kalan Yozgat’ta yaşamış, bölgenin Türkleşmesinde ve İslâmlaşmasında önemli rol oynamıştır. 641 (1243) Kösedağ yenilgisinin ardından Moğol egemenliğine giren Anadolu 1278 yılından itibaren doğrudan Moğol valilerince yönetilmeye başlandı. Anadolu’da güvenliği kendi lehlerine sağlamaya çalışan Moğollar birliklerini aileleri ve sürüleriyle beraber özellikle Sivas, Kayseri ve Kırşehir arasında kalan yöreye yerleştirdiler. Böylece Yozgat yöresi bu Moğol birliklerinin yurdu haline geldi. Bunlar 804 (1402) Ankara Savaşı’ndan sonra Timur tarafından zorla Orta Asya’ya götürülmelerine kadar burada kaldı. Timur’un elinden kurtulabilenler tekrar yerlerine döndü. XVI. yüzyıl Osmanlı tahrirlerinde bu gruplar sayıları az da olsa “ça’ungar, caunkar/çungar” olarak kaydedildi (TK, TD, nr. 31, vr. 77b). Anadolu beylikleri döneminde Yozgat yöresi önce Eretna Devleti’ne, ardından 782’de (1381) Kadı Burhâneddin’in hâkimiyetine geçti. 800 (1398) yılında Kadı Burhâneddin’in öldürülmesinden sonra bölge Osmanlılar’ın egemenliğine girdi. Timur’un götürdüğü Moğollar’ın yerine XV. yüzyılın ortalarından itibaren Bozok Türkmenleri gelmeye başladı. Bozok Türkmenleri’nin tâbi olduğu ana siyasî merkez ise Maraş ve Elbistan dolaylarında egemenlik kuran Dulkadıroğulları Beyliği idi. Yöre Dulkadıroğulları zamanında gelişme gösterdi. Dulkadıroğulları Beyliği’nin Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı hâkimiyetine alınmasının (921/1515) ardından Bozok yöresinin doğrudan Osmanlı idaresine girmesi 928 (1522) yılı sonrasında gerçekleşti. Dulkadıroğulları Beyliği’ni ilhak eden Osmanlı Devleti kendi sistemi gereği bütün Dulkadırlı topraklarını eyalet haline dönüştürdü ve Bozok da bu eyaletin bir sancağı haline getirildi. Bu dönüşüm sancılı bir süreçte gerçekleşti. Önceleri Bozok’un yönetiminde bırakılan Dulkadırlı beylerinden Şehsuvaroğlu Ali Bey, Alâüddevle ve oğlu Şâhruh beyler kendilerine bağlı boy ve oymakların yaşadığı Bozok yöresinde yaptırdıkları cami, türbe, zâviye, köprü ve hamamlarla çevrenin imarında önemli izler bıraktılar. Bu yapılar arasında Çandır’da Şah Sultan Hatun Türbesi (1485-1490) ve Şâhruh Bey Mescidi (1510-1515), Gemerek’te Şâhruh Bey Mescidi (1515-1522), Gemerek yakınlarındaki Şâhruh Köprüsü, Çandır’da bir zâviye, Boğazlıyan Mescidli’de bir mescid, Aşağı Kanak’ta Yûnus Halife Zâviyesi, Toraman köyünde Ali Derviş Zâviyesi gibi eserler bulunmaktadır.

Osmanlı idaresinde Bozok önce kaza, ardından sancak statüsüyle Dulkadır eyaletine bağlandı (1522). 1560 yılına kadar Bozok değişik beylerbeyiliklere bağlandı. 931’de (1525) Rum beylerbeyiliğine, 1526-1530 arası Dulkadır’a (BA, TD, nr. 998), 1526 ve 1529-1530 tarihli başka kayıtlarda Karaman’a bağlı görünen Bozok bu tarihlerden 968 (1560) yılına kadar Rum ile Dulkadır arasında el değiştirdi, bu tarihten itibaren de kesin biçimde Rum eyaletine bağlandı. Osmanlı idaresine geçtikten sonra yapılan 946 (1539) yılına ait tahrire göre Bozok’ta yedi nahiye mevcuttu (BA, TD, nr. 218). 963 (1556) ve 983’te ise (1576) iki kazaya bağlı on üç nahiyeden oluşmaktaydı (BA, TD, nr. 315; TK, TD, nr. 31). Yörede 963’te (1556) ikinci, 982’de (1574-75) üçüncü tahrir yapılmıştır. Bu tahrirlere göre sancakta Bozok ve Akdağ kazalarıyla bunlara bağlı Baltı, Karadere, Kanak-ı Zîr, Sorkun/Sorgun, Deliceözü, Selmanlı, Kanak-ı Bâlâ, Aliki, Akdağ, Boğazlıyan, Emlâk, Gedik ve Çubuk’tan oluşan toplam on üç nahiye vardı (BA, TD, nr. 315; TK, TD, nr. 30, 31).

Osmanlı idaresinde teşekkül eden bu nahiye dağılımına göre Bozok sancağının sınırları şimdiki Yozgat il sınırlarından farklıydı. Bu farklılığın temelinde bir idarî ünite olarak sancağın teşekkül süreci ve coğrafî yapısı vardır. Sancağın sınırlarını güneyde büyük ölçüde Kızılırmak, doğuda Akdağmadeni ormanları, kuzeyde Hattuşaş sırtları, güneybatıda Karanıdere ve Deliceözü meydana getirmekteydi. Bu sınırlar içerisinde zamanımızdaki Gemerek, Şarkışla, Sarıoğlan ve Felâhiye (Rumdeğin) gibi ilçe merkezleri nüfusları en fazla 200 hâne olan birer köy durumundaydı. Yozgat ilinin bugünkü sınırlarının dışında kalan bu yerlerin yanında yine şimdiki il sınırları dahilinde kalan bazı yerler Bozok sancağı dışında kalmıştı. Budaközü, Karahisarıbehramşah (Muşallim Kalesi / Çalışkan köyü ve bugünkü Akdağmadeni civarı), Artukabad ve Sorkun (983/1575-76 yılında Bozok’a bağlı Sorkun nahiyesinden farklı olarak, fakat burasının şimdiki sınırları içindeki genişçe bir alanı içeren ikinci bir Sorkun) bölgeleri eski Dânişmendiye sahasına aitti ve XVII. yüzyıl sonlarında da Sivas’a bağlıydı. Eskiden beri yerleşim merkezi olan ve Bozok sancağının iç kısımlarında yer alan bazı köyler eski Sivas toprağından sayıldığı için Bozok defterlerine kaydedilmemişti. Buna dair en çarpıcı örnek Emircisultan köyüdür. İçinde Emirci Sultan Tekkesi’nin bulunduğu bu köy, Bozok sancağının neredeyse merkezinde yer almasına rağmen 984 (1576) yılında Bozok defterlerine değil Sivas defterlerine yazılmıştı (TK, TD, nr. 12, vr. 207b). Benzer şekilde Sorgun, Çekerek, Aydıncık ve Kadışehri civarındaki köyler de Bozok’a tâbi değildi.

XVI. yüzyılın ikinci çeyreğinden itibaren Bozok sancağının idarî yapılanması ile yörenin iskânı paralel yürüdü. Bölgeyi XV. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yurt tutmaya başlayan Bozok Türkmenleri konar göçer hayatlarını XVI. yüzyılın başlarında da sürdürmekteydi. Ancak yüzyılın ortalarına doğru Bozok’ta köy iskânı ve dolayısıyla toprağa dâimî yerleşme süreci hızlandı. Bu süreç XVI. yüzyılın sonlarında tamamlanmış görünmektedir. 936 (1530) tarihli 998 Numaralı Muhasebe İcmal Defteri’nin verilerine göre Bozok’ta “karye” olarak sadece yedi yerleşim birimi kayıtlıydı. Bunun dışındaki yerleşim birimlerinin büyük çoğunluğu mezra ve az bir miktarı da yaylaktı. Bu yedi adet köy ve 884 mezranın tamamında kabileler ve bunların alt grupları olan cemaatler (Şam Bayadı, Kızıl Kocalı, Süleymanlı, Ağcalı, Selmanlı, Çiçekli, Ağçakoyunlu, Alibeyli, Tecirli vb.) yaşamaktaydı. Bozok sancağında yerleşme süreci yüzyılın ortalarına doğru hızlandı. Mezraların dâimî iskân mahalline dönüşmesi neticesinde 1576’da köy sayısı 630’a çıktı. Bu köylerin etrafında yeni oluşan ekinlik/mezraların sayısı da 499’a yükseldi. Yerleşik hayata geçildikçe idarî tâbiiyet biçimi farklılaşıyor, nahiyeler idarî ve coğrafî olarak belirginleşiyordu. Üretim ve vergilendirmede köylülük ön plana çıkarken kabile/cemaat tanımlaması önemini yitirmişti. Bölgenin Osmanlı idaresine geçiş sürecinde birtakım sosyal ve siyasal karışıklıklar yaşandı. 924-925 (1518-1519) yıllarında Tokat ve Yozgat çevrelerinde Bozoklu Celâl, 933-934’te (1527-1528) Şah Veli, Baba Zünnûn, Süklünoğlu/Süğlünoğlu Mûsâ ve Kalender Çelebi önderliğinde birbiriyle bağlantılı peş peşe isyanlar patlak verdi. Bu isyanların çıkmasında yörenin Osmanlı idaresine katılımıyla ilgili idarî, sosyal ve ekonomik sebeplerin (fazla vergi konması, yeni bir düzene geçişin ortaya çıkardığı sıkıntılar, mâzul sipahi ve sipahizâdeler gibi) yanı sıra o dönemlerde bütün Anadolu’da görülen Safevî propagandasının etkisi de söz konusuydu.

Bozok sancağında nüfus XVI. yüzyıl boyunca önemli artışlar gösterdi ve konar göçer kabile ve cemaatlerin köylere yerleşme süreci devam etti. 1530’larda 50.000, 1556’da 90.000 dolayındaki nüfus 984 (1576) verilerine göre 130.000 civarına ulaşmıştı. Bu sayı içinde Akdağ, Emlâk ve Çubuk’a bağlı toplam sekiz köyde 2900 kadar gayri müslim ahali de (Ermeni, Rum) yer almaktadır. XVI. yüzyılın sonlarında bütün Anadolu’da meydana gelen toplumsal hareketler ve isyanlar yerleşme ve nüfus artış sürecinin tersine dönmesine yol açtı. Celâlî isyanları döneminde köyler terkedildi ve nüfus önemli ölçüde azaldı. 1052 (1642) tarihli Avârız Defteri bu azalmayı açıkça göstermektedir (BA, MM, nr. 4874). 1600’lü yılların başından itibaren Bozok’un nüfusça tenha görünümü 1690’lı yıllara kadar devam etti. Daha sonra Bozok’un yeniden iskânı için tedbirler alınmaya başlandı ve eski nüfusuna kavuşması için devletçe sürdürülen çaba neticesinde Mamalı Türkmenleri’nin yerleştirilmesiyle Bozok, XVI. yüzyıldaki canlı görünüm ve meskûn vaziyetine XIX. yüzyılın başlarında yeniden kavuştu. Celâlî isyanları esnasında ortadan kalkan köylerin yerine bu defa XVIII. yüzyıl başlarından itibaren yeni köyler kuruldu. Bu değişimden en çok etkilenen nahiyeler Sorgun, Kanak-ı Bâlâ, Kanak-ı Zîr, Baltı, Karadere ve Deliceözü idi. Yeniden iskân süreci 1780’lere kadar sürdü. Zira aşiretler iskâna olumlu bakmadıkları gibi yerlerini beğenmeyen ya da yerleşik ahali veya devlet görevlileriyle anlaşamayan yahut vergi yükünden çekinen gruplar konar göçerliği devam ettirmek istemişlerdi. Bu dönüşüm esnasında ortadan kalkan nahiyelerin yerine yeni sınırlarla yeni nahiyeler teşekkül etti. Bütün bu kriz ve yeniden iskân sürecinde XVI. yüzyılın sonlarındaki yerini ve adını muhafaza eden köylerin oranı yaklaşık % 50 kadardır. Aynı yüzyıldaki köylerin yarısı Celâlî isyanları esnasında ortadan kalktı veya yeni adla başka bir yere taşındı. Adını koruyan ve zamanla niteliği değişen yerler arasında Kızılırmak vadisinde bulunan Gemerek, Şarkışla, Rumdeğin, Sarıoğlan gibi köylerin yanı sıra Çandır, Boğazlıyan, Burunkışla, Çayırşeyhi (Akdağ), Musabeyli gibi daha iç kesimlerdeki köyler vardır. Bu yerlerden biri de XVI. yüzyılın başlarından itibaren 1700’lere kadar yirmi hânelik mütevazi bir köy olarak kayıtlara geçen, ancak daha sonra sancak merkezine dönüşecek olan Yozgat’tır. Yozgat’ın 1750’lerde kasaba şekline gelmesine kadar Bozok sancağının mâmur bir şehri yoktu (Evliya Çelebi, III, 146) ve sancak tamamıyla Bozok kabilelerince kurulan köylerden ve konar göçerlerden meydana gelmekteydi. Bu dönemde sancak beyleri daha çok Kırşehir’de ikamet etmişlerdi.

Yozgat gelişmesini, sancağın idarî ve ekonomik merkezi haline dönüşerek mâmur bir şehir durumuna gelmesini Bozok’un idaresinde Çapanoğulları sülâlesinin söz sahibi olmasına borçludur. Bozok’ta yaşayan Mamalı Türkmenleri’nden olan Çapanoğulları’ndan Ahmed Ağa’nın Bozok’u 1168’den (1755) itibaren mâlikâne suretiyle tasarruf etmeye başlaması kendisini bölgenin tartışılmaz hâkimi durumuna getirmiştir. Yeni İl voyvodalığını da mâlikâne tasarruf etmeye başlayan Ahmed Ağa 1761’de mîrimîranlıkla Sivas valiliğini üstlendi. Saray köyünde bir cami (1162/1749), Yozgat merkezde bir medrese inşa ettirdi ve bu medreseye vakıflar tahsis etti. 1753’te yaptırdığı medrese (Demirli Medrese) Yozgat’ın imarında ilk önemli adım oldu, Ahmed Paşa buraya bir de kütüphane ekledi. Yozgat’ın gelişmesinde Çapanoğulları’nın inşa ettirdiği diğer yapılar ve bu yapılara ait vakıflar önemli rol oynadı. Ahmed Paşa’nın idam edilmesinden (1765) sonra oğlu Mustafa Bey zamanla hükümet nezdinde öne çıkarak nüfuzunu arttırdı ve o da Yozgat’ın imarına katkı sağladı. 1777-1779 yıllarında inşa ettirdiği Çapanoğlu Camii ve kurduğu vakıflar Yozgat’ın gelişimini hızlandırdı. Cami için düzenlenen vakfiyede seksen adet dükkân, bir han ve bir hamamın yer alması Yozgat’ın Mustafa Bey dönemindeki gelişmesini gösterir. Mustafa Bey’in Canikli ailesiyle olan mücadeleler esnasında öldürülmesi üzerine Bozok sancağı mutasarrıflığı kardeşi Süleyman Bey’e tevcih edildi (1196/1782). Süleyman Bey, 1808’de Bâbıâli’de Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa tarafından tertip edilen toplantıya katılarak Sened-i İttifak’ı imzalayanlardan biridir. Süleyman Bey de Yozgat ve civarının imarında önemli işler yaptı. Çapanoğlu Camii’ni genişletti, bir okul, bir hamam ve civardaki bazı köylere cami yaptırdı; bunlar için altmış dükkân ve bir hamamdan oluşan bir vakıf kurdu (1793). Yozgat’ta kendisi için görkemli bir konak yaptırdı.

Bozok 1814 yılından itibaren Darphâne-i Âmire idaresine bağlandı ve Kayseri mutasarrıfı Ali Paşa’ya verildi. Yozgat 1838’de Kızılkoca kazasına tâbi bir kasaba şeklinde zikredilir; 1258 (1842) tarihli Temettüat Defteri’nde Kızılkoca kazasının “nefs-i kasabası” (kaza merkezi) diye geçiyordu. Çapanoğulları’nın idarî nüfuzu kırıldıktan sonra 1845’te Mehmed Münib Paşa idaresindeki Bozok bu tarihlerden itibaren Ankara ve Sivas arasında el değiştirdi. Tanzimat’ın başlarında Akdağ ve Yozgat muhassıllığı olarak ikiye ayrıldı; etraftaki aşiretler de Yeni İl muhassıllığı içinde yer aldı. 1846’da Ankara’ya bağlandığında Bozok sancağında Yozgat, Kızılkoca, Gedikçubuk, Sorgun, Akdağ, Karahisar, Salmanlı, Süleymanlı, Boğazlıyan, Budaközü ve Emlâk olmak üzere toplam on bir kaza vardı.

1850 tarihli bir salnâmede Bozok Kayseri, Çankırı, Ankara sancaklarının da bağlandığı eyalet şeklinde geçmektedir. 1877 tarihli salnâmede ise Ankara vilâyetine bağlı sancaktır ve Akdağmadeni, Boğazlıyan, Çorum ve Sungurlu olmak üzere dört kazası vardır. 1878 tarihli salnâmede Bozok sancağına Yozgat, Sorgun, Hüseyinâbâd, Karamağra, Kızılkoca, Akdağ, Selmanlı, Çorum, Sungurlu, Maden, Boğazlıyan, Mucur kaza ve nahiyeleri bağlanmış görünmektedir. 1310 (1892-93) tarihli salnâmeye göre Bozok’ta beş kaza vardır ve bunlar merkez, Çorum, Maden, Sungurlu ve Boğazlıyan’dır. Merkez kazaya bağlı dört nahiyeyi ise Yozgat merkez, Hüseyinâbâd, Kızılkoca ve Sorgun teşkil eder. Kāmûsü’l-a‘lâm’da Bozok sancağında Akdağmadeni, Boğazlıyan ve Yozgat kazaları ve bunlara bağlı üç nahiye ile 505 köy kayıtlıdır. 1908’de Ankara’ya bağlı olan Bozok’un iki kazası, beş nahiyesi ve 506 köyü bulunmaktadır. Cumhuriyet dönemine girildiğinde Bozok’ta Yozgat, Akdağmadeni ve Boğazlıyan kazaları mevcuttu. 1928’de Sorgun da kaza haline getirildi.

Bu gelişmelere paralel olarak Yozgat’ın nüfusu XVIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren artmaya başladı ve yüzyılın sonlarına doğru 10.000’e ulaştı. Bunda sadece Çapanoğlu Mustafa ve Süleyman beylerin imar faaliyetleri değil Süleyman Bey’in kasabaya din ve mezhep ayırımı gözetmeksizin herkesi celbeden yönetim anlayışı da etkili oldu. XIX. yüzyılın başlarında Yozgat’ı gezen J. McDonald Kinneir’e göre o sırada kasabanın nüfusu 16.000 civarındaydı ve bu nüfus içerisinde Rum, Ermeni ve yahudiler bulunmaktaydı. Kasabanın nüfusu 1840’larda 15.000 dolayındaydı (Texier, II, 45, 46). Mordtmann tarafından verilen bilgiye göre 1850’de Yozgat’ta kırk sekiz Rum, 500-600 Ermeni ve tahminen 20.000 kadar Türk nüfusu vardı. Seyyahların verdiği bilgilerin abartılı olması muhtemeldir. Zira 1831’deki ilk Osmanlı nüfus sayımında Yozgat kasabasında 3218 erkek nüfus kaydedilmişti. Bu verilere göre nüfusun 1831’de 7-8000 civarında seyrettiği söylenebilir. Aynı sayıma göre çoğunluğu Akdağ kazasında olmak üzere sancağa bağlı kasaba ve köylerde 9826 gayri müslim erkek yaşamaktaydı. Diğer kazaların nüfus verileriyle birlikte kadın nüfus sayısı da ilâve edildiğinde toplam 120.000 civarında bir rakam çıkmaktadır. Sancak sınırlarının genişlemesine rağmen nüfus 1576’lardaki seviyesine ancak ulaşmıştı. Sancaktaki gayri müslim nüfus artışı dikkat çekicidir. XVI. yüzyılın sonlarına doğru sadece güney nahiyelerindeki sekiz köyde varlığı görünen gayri müslim nüfus 1831 sayımına göre hem Yozgat merkezde hem de özellikle Akdağ kazasında önemli artış gösterdi ve toplam sancak nüfusunun altıda birine çıktı. Gayri müslim nüfus içerisinde Akdağ madenlerinde çalışmak üzere 1750’lerden sonra bölgeye intikal eden Ermeniler çoğunluğu oluşturmaktadır. Bu sebeple Akdağ kaza merkezinde orta büyüklükte iki kilise inşa edilmişti.

1840 sayımında Yozgat’ta dokuz mahalle kaydedilmiştir (Medrese, Taşköprü, Tekke, İstanbulluoğlu, Mutafoğlu, Köseoğlu, Tuzkaya, Çatak ve Nohutlu). Bu mahallelerde toplam 1504 müslüman ve 650 gayri müslim hânesi kayıtlıdır. Bu rakama mahallesi bilinmeyen 111 yabancı gayri müslim hâne ilâve edildiğinde toplam 2265 hâne elde edilir. Buna göre kasabanın nüfusu 11.000 civarındadır. İngiliz kaptanı Fred Burnaby’nin 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi öncesine ait seyahat notlarında Yozgat’ta yaklaşık 10.000 nüfus bulunduğu yazılıdır. 1299 (1882) tarihli salnâmeye göre de Yozgat kasabasının nüfusu toplam 39.346’ya çıkmıştır. Bu nüfusun 34.511’i müslüman, 378’i Rum, 4019’u Ermeni, 312’si Protestan ve 126’sı diğer gayri müslimdir. Nüfustaki bu âni artış Osmanlı-Rus harbinin yol açtığı göç dalgasından kaynaklanmıştır. 1878’de Yozgat 6000 eve ve 40.000 nüfusa sahipti. Sancağın toplam nüfusu da 260.000’e ulaşmıştı.

1311 (1893-94) tarihli salnâmeye göre şehir merkezinde 3151 hâne varken bu rakam 1910’da 3561’e çıktı. Bu veriye göre Kafkasya’dan gelen göçmenlerle artan nüfus bunların başka yerlere yerleştirilmesiyle 20.000 civarına düştü. Kāmûsü’l-a‘lâm’a göre (1898) Yozgat merkezde 15.000, üç kaza, üç nahiye ve 505 köyde yaşayan toplam nüfus da 172.250 kadardır (VI, 4812-4813). Sancak nüfusu I. Dünya Savaşı öncesinde de bu civarda idi. Ancak savaşın ikinci yılında Ermeni komitacılarının çevrede uyguladıkları zulüm ve baskı yüzünden iç güvenlik sebebiyle bölgedeki Ermeni nüfusun tehcire tâbi tutulması, Yozgat merkez, Boğazlıyan ve Akdağmadeni kazalarında yaşayan Ermeni nüfusun tahliye edilmesi kararlaştırıldı. Bu tahliye ve tehcir esnasında yeterli güvenlik ve asayiş tedbirleri almadığı gerekçesiyle Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey, İstanbul’da yargılanarak idama mahkûm edildi (9 Nisan 1919). Tehcirle birlikte sancak nüfusu yaklaşık 1/6 oranında azaldı. Buna, savaş boyunca çeşitli cephelerde verilen kayıplar sebebiyle Türk nüfusundaki azalma da eklendiğinde Cumhuriyet’in başlarında bütün Türkiye’de olduğu gibi Yozgat’ta da ciddi bir nüfus kaybı görülür. Buna karşılık özellikle Kafkasya ve Balkanlar’dan gelen göçmen nüfus iskân edilmemiş bölgelere yerleştirildi.

Yozgat’ın Cumhuriyet dönemine geçişi sırasında bazı önemli olaylar cereyan etti. I. Dünya Savaşı sonunda Mustafa Kemal ve arkadaşlarının başlattığı hareketle Ankara’da toplanan Hey’et-i Temsîliyye, Millî Mücadele’nin etkin ve geniş katılımla yürütülmesi için 19 Mart 1920’de her tarafa telgraf çekilerek temsilci gönderilmesini istemişti. Bu talep karşısında Yozgat Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti üyeleriyle Çapanoğlu Celâl, Hâlid ve Edib beylerle şehrin ileri gelenleri belediye binasında toplandı. Cemiyet üyeleri Başçavuşzâde Ahmed ve Müftü Mehmed Hulûsi Efendi’nin olumlu yaklaşımlarına karşılık Celâl ve Edib beyler böyle bir meclisi ve buraya temsilci gönderilmesini kanuna aykırı bulup “hurûc ale’s-sultân” olarak nitelediler ve temsilci gönderilmesine karşı çıktılar. Ancak cemiyet yine de temsilci seçti ve yedi kişiyi Ankara’ya gönderdi. Ankara’daki yeni yapılanmaya karşı şüpheyle yaklaşan Çapanoğulları durumu kabullenmekte zorlandılar ve şehirdeki güvenliğin arttırılması sonucu 13 Haziran’da Sorgun’da ve ertesi gün Yozgat’ta isyanı fiilen başlattılar (14 Haziran 1920). Hareketin başında dokuz on kişilik Çapanoğlu ailesi mensubu vardı. İsyanın daha da büyümesi ve Karaman’dan Tokat’a kadar yayılması Ankara’yı harekete geçirdi. Çerkez Ethem 23 Haziran’da Yozgat’ı çatışmayla ele geçirdi; ardından Alaca üzerine yürüdü, burayı da teslim aldıktan sonra âsilerin toplandığı Arapseyfi Boğazı’ndaki direnişi kırdı. Böylece Millî Mücadele döneminin en tehlikeli isyanlarından biri bertaraf edilmiş oldu. Bu hareketi Yozgat’ın ihmal edilmiş bir yer olmasıyla yorumlayanlar vardır.

1750’lerden itibaren başlayan imar faaliyetleriyle gelişen Yozgat’ta Osmanlı merkezîleşme ve modernleşme sürecinde inşa edilen cephanelik (1886-1887), askerlik şubesi binası (1895-1896), lise binaları (1895-1896) ve saat kulesi (1909) son dönem Osmanlı mimari özelliklerini taşır. Bu türden yapıların dışında yerel aileler tarafından XIX. yüzyıldan itibaren yaptırılan konaklar da önemli yapılardır. Aynı yüzyıl içinde Yozgat’ı ziyaret eden Batılı gezginlere göre şehir konaklarının muhteşem görünümü, temizliği, güzelliği, sokakların bakımı, konakların çokluğu ve zenginliği, evlerin kiremit örtüsü, bahçeleri ve Avrupaî görünümüyle dikkat çekmektedir. Çapanoğlu Mustafa ve Süleyman beyler tarafından inşa ettirilen Çapanoğlu Camii neo-barok üslûptadır. Bu cami ve mektep için Süleyman Bey çok sayıda dükkân, han, hamam, konak, değirmen, bahçe ve bağlar vakfetmiştir. Ayrıca şehirde bulunan yedi adet çeşme ve iki adet şadırvanın bakımı da bu vakıflar tarafından yapılmaktadır. 1900 yılında Yozgat’ta 192 dükkân, on beş fırın, dört han, sekiz hamam, altı değirmen, on sekiz cami ve mescid, üç tekke ve zâviye, sekiz medrese, üç kilise, iki kütüphane, bir rüşdiye mektebi, üç ibtidâî mektep, on beş sıbyan mektebi, köylerde kırk sekiz sıbyan mektebi, bir hükümet konağı, bir kışla, bir karakolhâne, bir cephanelik, bir hapishane, bir belediye dairesi, iki depo, bir telgrafhane, on üç ahşap kâgir köprü, bir gazhâne yer almaktadır. 1907’de şehirde bir cami, on yedi mescid, üç kilise, 852 dükkân, dokuz han, bir idâdî, on beş ibtidâî mektep, bir fabrika, bir bedesten, sekiz hamam ve 155 çeşme mevcuttur. Sıbyan mekteplerindeki çocuk sayısı 3220’dir. Yozgat ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Ziraî faaliyetler küçük ölçekli işletmelerde yapılmaktadır. Şehrin limanlara uzaklığı üretimi de olumsuz etkilemiş ve kâr amaçlı üretimi engellemiştir. Buna bağlı olarak XIX. yüzyılın sonlarında ekilebilir arazinin ancak 1/3’ü ekilmekteydi. XX. yüzyılın başlarında 7100 dönüm ekilen, 10.000 dönüm de ekilmeyen arazi vardı. Üretilen hububat arasında buğday, arpa, çavdar, nohut, mercimek ilk sıralardadır. Geniş meraları olan Yozgat’ta ahalinin ikinci uğraş alanı hayvancılıktır. Bölgeden ihracat demiryolunun Ankara’ya gelmesinden (1892) sonra Ankara üzerinden yapılmaya başlandı. 1927’de Ankara-Kayseri hattının açılmasıyla beraber tarımda pazara yönelik üretim canlandı. Bu demiryolu güzergâhında yer alan Sekili, Yerköy, Şefaatli, Sarıkent (demiryolunun inşa yıllarında Çılbah) ve Fakılı istasyonları, hattın kuzey ve güneyinde kalan 60-70 kilometrelik yerleşim bölgeleri için iskele görevi yapmıştır. Bundan dolayı halen bu yerlerin halk arasındaki adı “iskele”dir. Yozgat’ın şehir nüfusu 1927’de 11.018 iken 1975’te 30.000’i (32.501), 1990’da 50.000’i geçti (50.335), 2010 nüfusu 75.012’ye ulaştı.

Yozgat şehrinin merkez olduğu Yozgat ili Kırıkkale, Çorum, Amasya, Tokat, Sivas, Kayseri, Nevşehir ve Kırşehir illeriyle çevrilmiştir. Merkez ilçeden başka Akdağmadeni, Aydıncık, Boğazlıyan, Çandır, Çayıralan, Çekerek, Kadışehri, Saraykent, Sarıkaya, Sorgun, Şefaatli, Yenifakılı ve Yerköy adlı on üç ilçeye ayrılır. 14.072 km2 genişliğindeki Yozgat ilinin sınırları içinde 2010 yılı verilerine göre 476.096 kişi yaşıyordu; nüfus yoğunluğu otuz dört idi. Diyanet İşleri Başkanlığı’na ait 2007 yılı istatistiklerine göre Yozgat’ta il ve ilçe merkezlerinde 212, kasabalarda 127 ve köylerde 603 olmak üzere toplam 942 cami bulunmaktadır. İl merkezindeki cami sayısı 60’tır.

BİBLİYOGRAFYA

Evliya Çelebi, Seyahatnâme (Dağlı), III, 146.

Ch. Texier, Küçük Asya (trc. Ali Suad), İstanbul 1339, II, 45-46.

Enver Ziya Karal, Osmanlı İmparatorluğunda İlk Nüfus Sayımı: 1831, Ankara 1943.

Süleyman Duygu, Yozgat Tarihi ve Çapanoğulları, İstanbul 1953.

A. Fevzi Koç, Bütün Yönleriyle Yozgat, Ankara 1963.

Yozgat İl Yıllığı 1973, Ankara 1973.

Faruk Sümer, “Bozok Tarihine Dair Araştırmalar”, Cumhuriyetin 50. Kuruluş Yıldönümü Anma Kitabı, Ankara 1974, s. 308-351.

a.mlf., “Anadolu’da Moğollar”, Selçuklu Araştırmaları Dergisi, I, Ankara 1969, s. 1-147.

Özcan Mert, XVIII. ve XIX. Yüzyıllarda Çapanoğulları, Ankara 1980.

Metin Tuncel, “Tarih Boyunca Türkiye’de Kent Kuruluşları”, Doğumunun 100. Yılında Atatürk’e Armağan, İstanbul 1981, s. 341.

Necati Fahri Taş, Millî Mücadele Döneminde Yozgat, Ankara 1987.

Yunus Koç, XVI. Yüzyılda Bir Osmanlı Sancağı’nın İskân ve Nüfus Yapısı, Ankara 1989.

a.mlf., “Bozok Türkmenleri”, Anadolu’da ve Rumeli’de Yörükler ve Türkmenler Sempozyumu Bildirileri (haz. Tufan Gündüz), Ankara 2000, s. 195-209.

Yozgat İl Yıllığı 1991, Ankara 1991.

Yozgat Kataloğu 1990, İstanbul 1991.

M. Öcal Oğuz, Yozgat’ta Halk Şairliğinin Dünü ve Bugünü, Ankara 1994.

A. Şakir Ergin, Vakıflar ve Yozgat’ta Tarihî Vakıf Camiler, Ankara 1994.

Ahmet Akgündüz – Said Öztürk, Yozgat Temettuat Defterleri, İstanbul 2000, I-III.

Osmanlı Devleti ve Bozok Sancağı, İstanbul 2000.

Ömer Yılmaz, Yozgat Tarihi Coğrafyası, Konya 2001.

Orhan Sakin, Bozok Sancağı ve Yozgat, Ankara 2004.

Hakkı Acun, Bozok Sancağı (Yozgat İli)’nda Türk Mimarisi, Ankara 2005.

Taha Niyazi Karaca, Ermeni Sorununun Gelişim Sürecinde Yozgat’ta Türk Ermeni İlişkileri, Ankara 2005.

a.mlf., Yozgat Ermeni Ayaklanmaları ve Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey Olayı, İstanbul 2008.

M. Tayyib Gökbilgin, “15 ve 16. Asırlarda Eyâlet-i Rûm”, VD, sy. 6 (1965), s. 51-61.

P. Wittek, “Bizanslılardan Türklere Geçen Yer Adları” (trc. Mihin Eren), Selçuklu Araştırmaları Dergisi, I (1969), s. 193-240.

Ahmet Yaşar Ocak, “Millî Mücadelede Çapanoğlu İsyanı 8-27 Haziran 1920”, TKA, VII-X (1974), s. 150-183.

a.mlf., “Emirci Sultan Zaviyesi”, TED, IX (1978), s. 132-191.

a.mlf., “Bozok”, DİA, VII, 321-322.

Mehmet Öz, “Bozok Sancağı’nda İskân ve Nüfus (1539-1642)”, TTK Bildiriler, XII (2000), III, 787-794.

Kāmûsü’l-a‘lâm, VI, 4812-4813.

Suraiya Faroqhi, “Yozgat”, EI2 (İng.), XI, 341.

Enis Karakaya, “Çapanoğlu Camii”, DİA, VIII, 219-220.

.........
Yazar: Prof. Dr. Yunus Koç.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2013 yılında İstanbul'da basılan 43. cildinde, 559-564 numaralı sayfalarda yer almıştır.

Güncelleme Tarihi: 14 Mayıs 2020, 12:28
YORUM EKLE