Prof.Dr. Kürşat Zorlu Yazdı! "Yeniden yeni anayasa tartışmaları üzerine…"

Birincisi temel hak ve özgürlükler, kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, birey-devlet ilişkileri gibi temel başlıklarda vatandaşları ve kurumları kuşatacak daha sade, anlaşılır, ihtiyaca uygun bir toplum sözleşmesinin gerekliliğidir.

Prof.Dr. Kürşat Zorlu Yazdı! "Yeniden yeni anayasa tartışmaları üzerine…"

Türkiye’de yeniden yeni bir anayasa tartışması başladı. Sanırım geçmişte öyle ya da böyle bu tartışmaya 20 yaş üzerindeki her Türk vatandaşı şahit olmuştur.

Peki bugün vatandaşın gündeminde yeni bir anayasa ihtiyacı var mıdır? derseniz buna “evet” cevabını vermek neredeyse imkansızdır. Vatandaşın hatırı sayılır bir bölümünün ekonomi, işsizlik, geçim sıkıntısı, virüsle mücadele derken adeta bir belirsizlik sarmalında boğuştuğu söylenebilir. Bilhassa son dönemdeki anket çalışmalarında da bu eğilim ortaya çıkmaktadır.

Ancak tüm bu sorunlara rağmen anayasa tartışmalarını şu iki gerekçeyle irdelemek mümkün.

Birincisi temel hak ve özgürlükler, kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, birey-devlet ilişkileri gibi temel başlıklarda vatandaşları ve kurumları kuşatacak daha sade, anlaşılır, ihtiyaca uygun bir toplum sözleşmesinin gerekliliğidir.

İkincisi derinleşen siyasal kutuplaşma ve ayrışan toplumsal katmanlar dikkate alındığında bir masa etrafında uzlaşmaya duyulan ihtiyaçtır.

Hani her fırsatta deniyor ya “hepimiz aynı gemideyiz…”

İşte geminin istikametine devam edebilmesi için bu iki temelde bir inşa süreci er ya da geç Türkiye’nin karşısına gelecektir.

Bugün böyle bir masa kurulabilir mi? Doğrusu bunu çok uzak bir ihtimal olarak görüyorum.

Diğer yandan 1982 Anayasasının bir darbenin ardından kaleme alınmış olması, lafzı ve ruhunun günümüz ihtiyaçlarını yeterince karşılamayışı farklı siyasi partilerin ortaklaştığı hususlardan biridir. Gelin görün ki bu anayasa, bugüne kadar 19 kez değişikliğe uğramış ve neredeyse %60’tan fazlası değiştirilmiştir. Sanırım anayasanın önündeki yıl ibaresi devam ettikçe bu tartışmalar da sürecektir.

Ve elbette hiçbir anayasa salt bir kesimin ya da bir ittifakın ürünü olamaz. Çünkü o vakit ortaya çıkan şey adı üzerinde “anayasa” değil, “anın yasası” olur. Ne günün ihtiyacına ne toplumun beklentisine cevap verebilir.

Gelinen aşamada anayasa tartışmasının TBMM’de ete kemiğe bürünebilmesi için en az 360 milletvekiline ihtiyaç vardır.

Nitekim dün Ak Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan şu açıklamayı yaptı: “Üçte iki çoğunluk yani 400 milletvekili kabulüyle referanduma gidilmeden sonuç alınabilir. Eğer beşte üç çoğunlukla yani 360 sayısı yakalanırsa bu durumda referanduma gidip halkın iradesine taşımak gerekiyor. Cumhur İttifakı'nın milletvekili sayısı maalesef referanduma götürmeye yetmiyor. Bu yüzden mutlaka diğer partilerin de oluruna ve olumlu kanaatine ihtiyacımız var. Anayasa herhangi bir kanun metni değildir. Sayımız yetse bile daha büyük uzlaşıyı arama görevimiz var. Sayımız çok daha fazla olsa bile biz anayasanın ruhu ve bu çalışma usulü gereği tüm partilerin olumlu kanaatini almak isteriz.”

Bir de şüphesiz anayasanın değiştirilemeyecek hükümleri söz konusu. Bu hususta anayasa hukukçularının önemli bir kısmının tali bir kurucu iktidar tarafından Anayasanın ilk üç maddesinin değiştirilemeyeceğini ve ancak bunun dışındaki diğer maddelerinin değiştirilebileceğini ortaya koyduğunu belirtmek gerekiyor. Dolayısıyla "yeni anayasa" tartışmaları teknik olarak aslında mevcut anayasanın köklü ve kapsamlı şekilde yenilenmesi anlamında değerlendirilebilir...

Güncelleme Tarihi: 04 Şubat 2021, 21:16

Ali Rıza Altan

YORUM EKLE
YORUMLAR
necati Keleşer
necati Keleşer - 8 ay Önce

Önce elde olana harfiyen uyulmalı,uygulanmalı.Ondan sonra elde olanın uygulamadaki
aksaklıkları konuşulmalı.
Hazırda olan Anayasaya uyan yok,yeni bir anayasa teklifi, Bu halkla düpe düz dalga geçmek,bu halkı
salak yesine koymaktır.